ALLAH’A TESLİM OLMAK NE DEMEKTİR?

İman eden bir insan Rabbimiz'e samimi bir kalple iman etmiş ve derin bir Allah korkusuyla boyun eğmiştir.Allah'tan başka bir ilah olmadığını, O'nun tüm varlıkların tek hakimi ve herşeyin üstünde, sonsuz güç sahibi olduğunu kavramıştır.Bu nedenle yalnızca Allah'tan korkar ve yalnızca O'nun rızasını hedefler.Yalnızca Allah'a ibadet eder, O'nu dost edinir ve sadece O'ndan yardım ister. Kendisine isabet edecek bir güzellik varsa bunu ona ancak Allah'ın verebileceğini ve aynı şekilde kendisine ulaşacak bir kötülük varsa bunu da Allah'ın engelleyebileceğini, kendisini ancak Allah'ın koruyabileceğini bilerek yaşar. Sadece Allah'a muhtaç olduğunu, kendisini hayatta tutan, ona nimetini ve yardımını ulaştıran, koruyup kollayan tek gücün Allah olduğunu bilir. Dolayısıyla hiçbir zaman için temelde insanlara yönelik bir beklenti içerisinde olmaz.

Allah'a, kalbinde hiçbir kuşkuya yer vermeden iman eder. imanındaki bu samimiyetini hayatının sonuna kadar, her an sürdürür; hayatının her aşamasında, her ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın, bu samimi inancından vazgeçmez. Nimet içerisinde olduğunda Allah'a karşı nasıl şükredici, hoşnutluk dolu bir yakınlık içerisindeyse, şartlar aksine döndüğünde de aynı teslimiyeti göstermeye devam eder. Rabbimiz'in kullarına olan sonsuz sevgisinden, rahmetinden, esirgeyiciliğinden ve bağışlayıcılığından emin, tevekküllü bir tavır içerisinde olur.


Bir zorlukla karşılaştığında, Allah'ın Kuran'da her zorlukla beraber bir kolaylık kılacağını bildirdiğini, önemli olanın ise bu zorluk anında kişinin Allah'a olan sevgisinde, teslimiyetinde ve güveninde kararlılık göstermesi olduğunu bilir. Allah'ın adaletinden, her olayı hayır ve hikmetle yarattığından emindir ve Allah'ın vaadinden asla dönmeyen olduğunu bilir.Karşılaştığı zorluklar uzun süre devam etse bile, hiçbir zaman için ümitsizliğe kapılmaz, Allah'ın yardımından asla şüpheye düşmez.Güzel bir sabır ve teslimiyetle, Allah'ın kendisine verdiğiyle yetinir ve bunda kendisi için bir hayır olduğunu kesin olarak bilir.Allah'ın bu konuda Kuran'da bildirdiği örnekleri aklından çıkarmaz; zorluklarla karşılaştıkları zaman ümitsizliğe kapılanların teslimiyetsizliğini bilir. Kendisine, her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar Kuran’da "... Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir" (Şuara Suresi, 62) diyerek Allah'a tevekkül ettikleri bildirilen peygamberlerin üstün ahlakını örnek alır. Hayatı boyunca karşısına çıkan her olayda Allah (cc)'ın rahmetini, yakınlığını, sevgisini, yardımını ve dostluğunu görebilen bir iman derinliği içerisinde olur.



Müminlerin gösterdiği bu ahlakın üstünlüğü, cahiliye inançlarıyla şekillenen bakış açısı ile kıyaslandığında çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Cahiliye ahlakını benimseyen kimi insanlar, hayatları boyunca karşılaştıkları her detayı yaratanın Allah olduğunu ve bunların her birinde pek çok hayır ve hikmet gizlendiğini düşünmedikleri için yaşadıkları olaylar karşısında gereken teslimiyeti gösteremezler. Zorluk ve sıkıntılar karşısında tahammülsüz, sabırsız tavırlar gösterebilirler. Allah'a güvenip teslim olmadıkları için, zorluklara, sıkıntılara karşı koyabilecek gerçek sabrı ve gücü kendilerinde bulamazlar.



İman sahibi bir insan ise gücünü imanından ve Allah'ın rızasını kazanma konusundaki kesin kararlılığından aldığı için, dayanıklılığı çok kuvvetli olur. Allah Kuran'da müminlerin, bu ahlaklarını "... Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi, 71) sözleriyle dile getirdiklerini bildirmektedir. Buna karşılık Rabbimiz, tam bir teslimiyetle Kendisi'ne teslim olan kullarını şöyle müjdelemektedir:



"Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır. " (Lokman Suresi, 22)

İMANİ OLGUNLUĞUN SIRRI: TESLİMİYET

Doğru yolun tek sahibi olan Yüce Allah Kuran’da, sonsuz güzellik yurdu cennete kavuşmanın Kendisi'ni razı edecek salih amellerde bulunmakla mümkün olacağını bildirmiştir. Salih amellerde bulunmak ve cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olabilmek, kuşkusuz güçlü bir imana bağlıdır. İmanın olgunluğa erişmesi ise teslimiyetli üstün bir ahlaka…



Peki, bu dünyada da ahirette de gerçek mutluluk ve huzuru yaşamanın önemli bir vesilesi olan teslimiyet, nasıl kazanılır?

Teslimiyetli bir ahlaka sahip olan müminleri, iman etmeyen insanlardan ayıran önemli farklar nelerdir?

Göklerin ve yerin nuru olan Yüce Allah'a duyulan güven ve teslimiyet, diğer bir ifadeyle tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir konfordur. Müminler, her olayın Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini bilirler. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık hissetmezler. Hayatları boyunca karşılaşacakları her olayın kaderlerinde olduğunu ve kaderlerini de Yüce Allah’ın belirlediğini bildiklerinden müminler için hiçbir zaman "kötü" bir olay olamaz. Çünkü bazı olaylar o an için olumsuz gibi gözükse de, gerçekte müminler için hayırlı sonuçlara vesile olacaktır. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse Allah'ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve Allah'a sonsuz bir güven duyar. Dolayısıyla da müminler "Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter" (Ahzab Suresi, 3) hükmünün gereği olarak, Allah’a teslim olmakla yapılabilecek en doğru ve akılcı hareketi yapmış olurlar.

Teslimiyet İçin İmani Olgunluk Neden Gereklidir?

Yüce Allah’a teslim olmak, “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği gibi imani olgunluğa erişmiş müminlerin önemli bir özelliğidir. Çünkü;

Teslimiyet, Allah'tan çok korkmak, O'na her şeyden ve herkesten çok bağlanmak ve O'nu çok sevmekle mümkündür. Bir insanın Allah'a gerçek anlamda teslim olması ise ancak, kendisine yalnızca Allah'ı dost ve veli edinmesi ile mümkün olabilir.

Yalnızca kamil iman sahipleri kendileri de dahil olmak üzere tüm varlıkların Allah'ın denetiminde olduğunu, her şeyin tek Yaratıcısı, tek sahibi ve tek hakiminin Yüce Allah olduğunu kavrayarak O’na teslim olmanın huzurunu yaşarlar.

İmani olgunluğa erişmiş bir mümin, her insanın Rabbimiz’e muhtaç olduğunu bilip, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak kendi bedenini ve ruhunu Allah'a emanet eder ve tam teslim olur.

Kamil iman sahipleri hayatları boyunca karşılarına çıkan her olayın Allah'ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilirler. Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavırlarından taviz vermez ve her zaman için Allah'a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olurlar. Müminlerin bu tavırları ise, Yüce Allah’ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının en güzel biçimde yaşanmasına vesile olur.

TESLİMİYET İMANIN ÖNEMLİ BİR GÖSTERGESİDİR

İmanın en önemli bir kaç göstergesinden birisi, kişinin Allah'a olan güveni ve teslimiyetidir. Kuran'da "tevekkül" olarak tanımlanan bu özellik, gerçekten de iman eden insanla iman etmeyen arasındaki en büyük farklardan biridir.

İnkarcı insan için, tüm dünya bir kaostur. Kendisinin "tesadüfen" var olduğunu, etrafındaki dünyanın da tesadüfler sonucunda işlediğini sanır. Bu durumda hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ve huzur duyamaz. Çünkü her an başına bir şey gelebilir, onu üzecek olaylar olabilir. Zamanının önemli bir bölümünü gelecekle ilgili olarak içine düştüğü endişelerle geçirir. Onun mutluluğunu etkileyecek yüzlerce, hatta binlerce birbirinden bağımsız faktör vardır ve bunların herhangi biri "tesadüfen" kötüye gidip hayatını mahvedebilir. Örneğin, sağlığını yitirebilir, ya da işten atılabilir, sevdiği bir insan ölebilir. Tüm bu faktörleri bağımsız ve kontrolsüz zannettiği için, her biri için ayrı ayrı endişelenmek durumundadır. Bu, yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinmesi anlamına gelir. Çünkü bir şeyden korkmak ya da ona güvenmek, Kuran'ın tarifine göre, onu ilah edinmek anlamına gelmektedir.

Buna karşın, mümin, dünyanın sırrını kavramıştır: Bu sır, herşeyin, her maddenin, her canlının her varlığın Allah'ın kontrolü altında olduğu ve O'nun izni ve bilgisi haricinde hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceği sırrıdır. "O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur" (Hud Suresi, 56) ya da "göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar" (Rum Suresi, 26) gibi ayetlerde haber verilen bu sır, ancak müminlerin sahip olduğu "derin bir kavrayış"la (Hicr Suresi, 75) anlaşılabilir.

Bu durumda mümin, herşeyin Allah'ın yarattığı kadere uygun işleyeceği kuralının güvencesi altındadır. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve Allah tarafından belirlenmiştir. Bu yüzden de mümin için hiçbir zaman "kötü" bir olay olamaz. Bazı şeyler kötü gibi gözükse de, gerçekte mümin için hayırlı sonuçlar doğuracaktır. Madem Allah müminin karşısına bir olay çıkarmıştır, mutlaka onda bir hayır vardır. Mümin zahiren (görünüşte) kötü gibi gözüken olaylara karşı da son derece sabırlı ve güvenli davranmalıdır. Allah mutlaka o kötü görünen olayı bir hayıra çevirecektir.

İşte içine girdiği çetin mücadelede mümine en büyük rahatlığı, en büyük huzuru veren şey, bu ruh halidir. Kuran'a baktığımızda tüm Resullerin ve onlarla birlikte iman eden müminlerin son derece zorlu olaylarla karşılaştıklarını, zahiren son derece "kötü" durumlarda kaldıklarını görürüz. Hemen her mümin inkarcılar tarafından saldırıya uğramış, ölümle tehdit edilmiş, eziyet ve işkence görmüş, hakarete uğramış, bazıları öldürülmüş, şehit edilmiştir. Ancak yine Kuran'a baktığımızda, müminlerin tüm bu saldırılara karşı son derece güvenli, son derece rahat davrandıklarını görürüz. Çünkü Kuran'ın bizlere örnek gösterdiği bu müminler, her olayın Allah tarafından yaratıldığını ve dolayısıyla her olayın arkasında bir hayır olduğunu bilerek hareket etmektedirler. Onlar Allah'ın müminleri yardımsız bırakmayacağından, müminlere kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyeceğinden ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da ahirette onlara vereceğinden emindirler. Kuran'da yeralan yüzlerce ayette Allah'a güven ve teslimiyet üzerinde durulur. Bir ayette şöyle bildirilmektedir:



De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)



Kuran'da kullanılan "tevekkül" kelimesi son derece önemlidir. Tevekkül etmek, "vekil edinmek" anlamına gelir. Bu, halk arasında yaygın olan tevekkül kavramından farklıdır. Halk arasında yaygın olan inanç, "elinden gelen herşeyi yapmak, sonra da işi Allah'a bırakmak" şeklindedir. Oysa "vekil edinmek" terimi, bir işin yapılmasının doğrudan Allah'a havale edilmesi, olayın tümüyle O'na bırakılması anlamına gelir.



Ancak bu noktada da bir yanlış anlamaya düşmemek gerekir: Olayı tamamen Allah'a bırakmak, kişinin kendisini olayın dışında tutması demek değildir. Aksine, mümin olayların içine dalar, dini ilgilendiren her türlü sorumluluğu üzerine alır. İşte tevekkülün gerçek anlamı burada ortaya çıkmaktadır: Mümin, kendi yaptığı fiilleri de gerçekte Allah'ın yaptırdığını, kendi varlığının kontrolünün de Allah'ın elinde olduğunu bilmekte ve O'nu vekil edinerek bir işe girişmektedir.



Peygamberlerin Kuran'da aktarılan bazı duaları bu konuyu anlamamıza yardımcı olabilir. Neml Suresi'nin 19. ayetinde, Hz. Süleyman'ın, "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat" dediği bildirilmektedir. Bu dua, Hz. Süleyman'ın kendi fiillerinin de Allah'ın kontrolünde olduğunu bildiğini ve O'nun rızasına uygun işler yapabilmeyi yine O'ndan istediğini göstermektedir.

İşte tevekkülün ardındaki mantık da budur. Mümin, kendisi de dahil olmak üzere tüm varlıkların Allah'ın denetiminde olduğunu bilmekte ve hem dış dünyayı hem de kendi beden ve ruhunu Allah'a emanet etmekte, bunların kontrolü için O'nu vekil tutmaktadır. Bu durumda ortaya dünyanın en korkusuz, en güvenli, en rahat, en güçlü insanı çıkar. Tevekkülü yaşayan mümin, hem tüm dünyaya kafa tutabilecek kadar cesur ve gözükara, hem de sanki ortada hiçbir gerçek tehlike yokmuşçasına rahat ve sakindir. Kuran'da peygamberlerin ve müminlerin sahip oldukları bu tevekkülün pek çok örneği verilir. Hz. Nuh, örneklerden biridir:



Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi, 71)



Hz. Şuayb da aynı tavrı göstermiştir:

(Şuayb) Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim. (Hud Suresi, 88)

Diğer pek çok ayette, müminlerin tevekkül ve sabrı vurgulanır:

Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." (Tevbe Suresi, 129)

Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)

Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Hud Suresi, 123)

Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim Rabbimdir, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüş O'nadır." (Ra'd Suresi, 30)

Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Müminler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.

Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler." (İbrahim Suresi, 11-12)



De ki: "O (Allah) Rahman olandır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz." (Mülk Suresi, 29)



Tevekkül eden kişi bilmelidir ki, o Allah'ı vekil kılmıştır ve Allah'tan başka da vekil yoktur. Dolayısıyla tevekkül etmekle yapılabilecek en doğru ve akılcı hareketi yapmıştır. Allah'a dua edip, O'na yönelip, O'na tevekkül ettikten sonra endişe edilecek hiçbir şey yoktur. Allah, mutlaka ve mutlaka mümin için en hayırlı sonucu oluşturacaktır. Kuran'daki, "Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter" hükmüyle Allah mümine bu güvenceyi vermektedir. (Ahzab Suresi, 3) Bir başka ayette ise şöyle denir:

... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi, 2-3)



Hiç kimse Allah dilemedikçe bir mümine zarar veremez. Hiç kimse Allah'ın izni dışında bir mümini öldüremez; canı alan ancak Allah'tır. Bu nedenle Allah dışında herhangi bir varlıktan korkmanın anlamı yoktur. Kuran'da bu gerçek sık sık hatırlatılır:

Şüphesiz "gizli toplantıların fısıldaşmaları" (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde müminler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (Mücadele Suresi, 10)



Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 48)

Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38)

Allah'a güvenen, kendisini O'na teslim eden, O'na tevekkül eden kimse, nefsinin ve şeytanın kışkırtmalarından da korunmuş olur. Kuran'da bu sır, "gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur" hükmü ile haber verilmektedir. (Nahl Suresi, 99) Allah katında olan büyük nimete, yani Cennet'e kavuşacak olanlar da yine tevekkül edenlerdir:



Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36)

Zaten Allah'tan başka kendisine güvenilecek, kendisinden yardım beklenecek bir varlık yoktur. Hz. Yakub'un "hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." şeklindeki ifadesinde olduğu gibi, Vekil kılınmaya layık olan, kendisine tevekkül edene mutlaka yardım edecek olan ancak ve ancak O'dur. (Yusuf Suresi, 67) O'ndan başka ilah olmadığı için, O'ndan başka Vekil de yoktur:



Allah; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse müminler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler. (Teğabün Suresi, 13)

Bir başka ayette ise şöyle denir:



"Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter." (Furkan Suresi, 58)

TESLİMİYET NASIL KAZANILIR?

Kesin bilgi ile iman etmenin en büyük şartı olan teslimiyet, Yüce Allah'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getiren her insan için çok kolay kazanılacak bir özelliktir. Çünkü Yüce Allah insanın fıtratını Zatına sevgi, inanç, güven ve bağlılık duyulmasına yatkın şekilde yaratmıştır. Bu nedenle asıl zor ve insanın fıtratına aykırı olan Yüce Allah’a teslim olmamaktır. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabbimiz, bir rahmet ve şifa olarak indirdiği Kuran’da bu fıtrat üzerine yarattığı kullarına teslimiyet kazandıracak ve müminlerin teslimiyetini artıracak ahlak özelliklerini de bildirerek, kullarının üzerinden zorlukları almış ve bu şekilde onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.

Ölümü Hatırda Tutmak

Yüce Rabbimiz’in Kuran'da, "Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 57) ayetiyle de haber verdiği üzere, dünya üzerindeki her insan kendisi için takdir edilmiş bir günün, belirlenmiş bir saatinde muhakkak ölümle karşılaşacaktır. Ölümün kesinliğini idrak etmek, ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmek ve ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmak ise, teslimiyeti artırır. Çünkü kamil iman sahipleri Yüce Allah'ın emrettiği güzel ahlaka tam olarak ulaşamadan ve O'nun rızasını kazanamadan ölmeyi istemezler. Bu nedenle de büyük bir samimiyet ve gayretle her an ölecekmiş gibi Allah'ın bildirdiği din ahlakına sarılırlar. Bu doğrultuda müminler, Yüce Allah'a yakınlaşmak ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmak konusunda hiç vakit kaybetmez ve bu konuda titizlik gösterirler. Kuşkusuz bu da kişinin imani olgunluğunun ve teslimiyetinin artmasına vesile olur.
Kadere İman

Bir insan, eğer Allah dilerse güzellikten zevk alır. Allah dilerse keşifler yapar, teknoloji icat eder. Eğer Allah isterse beste yapar, keman çalar, kitap yazar. İnsan, eğer Allah dilerse sevinir, üzülür, zevk alır, heyecanlanır, endişelenir, coşku duyar. Bir müzikten hoşlanması Allah'ın dilemesiyledir. Bir güzelliği takdir etmesi Allah'ın dilemesiyledir. Güzel manzaradan, güzel kıyafetten, güzel davranıştan, çiçekten, tavşandan, bir tablodan, pastadan hoşlanması Allah'ın dilemesiyledir. Eğer Allah dilemezse, bu hislerin ve bu yeteneklerin hiçbirine sahip olamaz.

Geçmiş ve geleceğin gerçekte Allah Katında yaratılmış ve yaşanmış olarak saklı ve hazır olaylar olmaları bize çok önemli bir gerçeği gösterir: Her insan kayıtsız şartsız kaderine teslim olmuştur. İnsan nasıl geçmişini değiştiremezse, geleceğini de değiştiremez. Çünkü geçmişi gibi geleceği de yaşanmıştır; geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman, nerede, ne yemek yiyeceği, kiminle ne konuşacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, nihayetinde ne zaman, nasıl, nerede öleceği hepsi bellidir ve bunları değiştiremez. Çünkü bunlar zaten Allah Katında, Allah'ın hafızasında yaşanmış olarak bulunmaktadır. Sadece bunların bilgisi henüz kendi hafızasında değildir.

Dolayısıyla başlarına gelen olaylara üzülen, sinirlenen, bağırıp çağıran insanlar, geleceği için kaygılananlar, hırslananlar aslında kendilerini boş yere üzmektedirler. Çünkü, nasıl olacağından kaygı ve korku duydukları gelecekleri, zaten yaşanmıştır. Ve ne yaparlarsa yapsınlar bunları değiştirme imkanları bulunmamaktadır.

Bazı insanlar, "nasıl olsa kaderimde ne varsa o olacak, o zaman benim hiçbir şey yapmama gerek yok" diyerek çarpık bir kader anlayışı geliştirirler. Her yaşadığımızın kaderimizde belli olduğu bir gerçektir. Biz daha o olayı yaşamadan önce o olay Allah Katında yaşanmıştır ve bilgisi de tüm detayları ile Allah Katındaki Levh-i Mahfuz isimli kitapta yazılıdır. Ancak, Allah her insana sanki olayları değiştirmeye, kendi karar ve seçimine göre hareket etmeye imkanı varmış gibi bir his verir. Ve hayatı boyunca bu hissi her yaptığı işte yaşar. Allah'a ve Allah'ın yarattığı kaderine teslim olmuş bir insan ile bu gerçeği kavrayamayan bir insan arasındaki fark şudur: Teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah'ın dilemesi ile yaptığını bilir. Diğeri ise, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılır.

“De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde haber verildiği gibi Yüce Allah canlı cansız tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. Allah'ın belirlediği bu kader dışında hiçbir varlığın gerçekleşecek olan bir iyiliği ya da kötülüğü engellemeye ya da tersine çevirmeye gücü yetmez. Ayette bildirilen bu sırrı kavrayan bir mümin, her şeyin Allah'ın yarattığı kadere uygun işleyeceği hükmünün güvencesi altındadır. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve kaderini de Allah belirlemiştir. Bu nedenle Allah’ın belirlediği kadere iman eder. İmani olgunluğa erişerek sonsuz ihsan sahibi Rabbimiz tarafından şereflendirilmiş bu kişi, olumlu veya olumsuz gibi görünen olaylar karşısında Yüce Allah’tan razı olur, zorluklar karşısında bile O’na duyduğu sevgi ve güven sebebiyle teslimiyetle karşılar. Dünyaya ait hiçbir maddi değer kalbinde yer tutmadığından bunların kaybından veya elden çıkmasından üzüntü duymadan ve geleceği ile ilgili kaygıya düşmeden hayatını devam ettirir. Bu ruh hali ise onun Rabbimiz’e olan teslimiyetini artırırken, Yüce Allah'ın rızasını kazanabilmenin de en uygun yolu olur.

Ahirete Kesin Bir Bilgi ile İnanmak

Ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmek ve bunu sürekli akılda tutmak Yüce Allah’a olan teslimiyeti artırır. İnsanın her an ahiret günü toplanma yerinde kendisi hakkında karar verilecek anı düşünmesi ve cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu ahireti görmüşçesine hissetmesi, onun Allah'a yakınlaşmasına, yalnızca O’ndan korkup sakınması gerektiğini kavramasına, Allah’ın sınırlarını korumasına, günahları için bağışlanma dilemesine vesile olur. Allah’a teslim olup, O’nun belirlediği kadere razı olmak dünyadaki tek amacı haline gelir. Ahirete kesin bilgiyle iman etmenin bir mümin özelliği olduğu Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

“Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.” (Neml Suresi, 1–3)

Müminlerin Gücü Teslimiyetlerinden Kaynaklanır

Kuran'da hayatları örnek gösterilerek övülen Resuller ve onlarla birlikte iman eden müminler son derece zorlu olaylarla, zahiren son derece "zorlu" durumlarla karşılaşmışlardır. Ancak bu üstün ahlaklı müminler, yaşadıkları tüm olaylara karşı son derece güvenli ve teslimiyetli davranmışlar, her olayı yaratanın Yüce Allah olduğunu, dolayısıyla her olayın arkasında bir hayır olduğunu bilerek hareket etmişlerdir. Yüce Allah'ın kendilerini yardımsız bırakmayacağından, kendilerine kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyeceğinden ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da ahirette onlara vereceğinden emin olan müminler, “… De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."” (Zümer Suresi, 38) ayetinde haber verildiği üzere her ortam ve şartta Yüce Allah’a teslim olmuşlardır. Bu da onları Allah’ın izniyle tüm olaylar karşısında güçlü kılmıştır.

Ancak Allah'a teslim olmak, bazı kişilerce zannedildiği gibi kişinin kendisini olayların dışında tutması demek değildir. Aksine, mümin din ahlakını ilgilendiren her türlü sorumluluğu üzerine alır. Kendi yaptığı fiilleri de gerçekte Allah'ın yaptırdığını, kendi varlığının kontrolünün de Allah'ın elinde olduğunu bilen bir mümin, Rabbimiz’i vekil edinerek her işi başarıyla sonlandırır. Unutulmamalıdır ki teslimiyetli bir mümin, Allah'ın kendisini yardımsız bırakmayacağından, ona kaldıramayacağı bir zorluk yüklemeyeceğinden ve yaşadıklarının karşılığını da ahirette ona vereceğinden emindir. Bu durumda ortaya Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmayan dünyanın en güçlü insanı çıkar. Teslimiyetin getirdiği imani olgunluğu yaşayan müminlerin, Allah’ın izniyle sahip oldukları güç Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

“Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü’nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun Suresi, 8)

Teslimiyet Yüce Allah’ın kamil iman sahiplerine bahşettiği çok önemli bir sırdır. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada karşılaştıkları zahiren zor ve sıkıntılı durumlarda bu görüntüyü yaratanın Allah olduğunu bilirler. Bu ise onların şevklerini ve imanlarını artırır.

Peygamber Efendimiz (sav) müminlerin teslimiyetli ahlaklarını bir hadis-i şeriflerinde şöyle vurgulamıştır:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, s.208)

Teslimiyetsiz Kişileri Bekleyen Tehlike: Şirk

Tam teslimiyetin olmadığı durumlarda kişi olayların akışının kendisinin veya başkasının kontrolü altında olduğunu düşünerek kendisini ve çevresini Yüce Allah’tan bağımsız varlıklarmış gibi düşünmeye başlar, farkında olmadan bu varlıkları putlaştırır. Artık o kişi Allah dışında başka varlıklara hatta kendine tapar (Allah’ı tenzih ederiz). Şirk koşmaya başlayan bir kişi Allah korkusunu kaybeder, olaylara karşı sabırlı davranamaz, şeytanın vesveselerine açık duruma gelir, kararlılığını yitirir, cesaretini kaybeder, haksızlığa uğradığını zannederek öfkeye veya üzüntüye kapılır, müthiş bir gelecek korkusu taşır. Olaylar istediği gibi gelişmediğinde olgunluktan, asaletten uzak, değişik psikolojik tepkiler göstererek basit davranışlar sergiler ve en önemlisi de imanın getirdiği güzel ahlaktan uzaklaştığı için şeytanın yolunu izlemeye başlar.

ALLAH’A TESLİMİYETİN MÜMİNLERE KAZANDIRDIKLARI

Evrendeki her varlığın Allah'ın kontrolünde olduğunu bilen mümin, hayatının her anında Allah'a güvenin ve teslimiyetin rahatlığını ve mutluluğunu yaşar. Hayatta onu üzebilecek, mutsuz edebilecek hiçbir şey yoktur. Bu yalnızca Allah'a güvenip teslim olanların sahip oldukları bir ayrıcalıktır.

İman etmeyenler içinse dünya, her an bir sıkıntı ya da zorlukla karşılaşılabilecek bir kaos ortamıdır. Bu yüzden de hiçbir zaman tam bir güven ve huzur duyamazlar. Oysa Allah insanları kolay olana davet eder. İnsanın ihtiyacı olan huzur ve mutluluğu yaşamak çok kolaydır. Tek yapılması gereken, kadere teslim olup Allah'a sonsuz bir güven duymak, tam bir teslimiyetle teslim olmak ve insanın yaratılışına uygun olan din ahlakını yaşamaktır.

"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır…" (Rum Suresi, 30)

Allah'a duyulan güven ve teslimiyet, diğer bir ifadeyle tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir konfordur. Mümin, Allah'ın kontrolü dışında hiçbir olayın gerçekleşmediğini bilir. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık hissetmez. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve kaderini Yüce Allah belirlemiştir. Bu yüzden de mümin için hiçbir zaman "kötü" bir olay olamaz. Bazı şeyler kötü gibi gözükse de, gerçekte mümin için hayırlı sonuçlar doğuracaktır. "...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse Allah'ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve Allah'a sonsuz bir güven duyar.

Kelime anlamı "korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu" olan güven, anlaşılacağı üzere, tüm şüphelerden arınmış tam bir teslimiyeti gerektirir. Kuran'da tevekkül etmek yani vekil edinmek olarak da adlandırılan bu teslimiyeti yaşayan mümin, cesur olmasının yanında her zaman rahat ve sakin olur.

TEVEKKÜLÜN MÜMİNE KAZANDIRDIĞI BAZI ÖZELLİKLER:

Gelecek Korkusu Taşımaz

Allah'a ve O'nun yazdığı kadere teslim olan bir kişi yarın nerede, nasıl olacağının kaygısını taşımaz. Rızkı verenin de alanın da Allah olduğunu bilir; fakirlik, yokluk veya açlık korkusu duymaz. "Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisi'nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 268) ayetinde bildirildiği gibi, şeytanın fakirlikle korkutması ona etki etmez, çünkü o Allah'a güvenir.

Ümitsizliğe, Karamsarlığa Kapılmaz

Allah'ın kendisi için hep en hayırlı olanı dileyeceğine güvenen kişi asla ümitsizliğe kapılmaz. Allah'ın "Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz." (Mü'min Suresi, 51) ayetini bilir ve Allah'ın yardımına güvenir.

Olgun ve Asil Bir Karakter Sergiler

Olaylar karşısında gereksiz ve aşırı tepkiler vermemesinden ve aldığı kararların isabetli olmasından dolayı olgun ve asil karakteri, etrafındaki kimselerce kolaylıkla fark edilir.
Kadere Tam İman Eder
Allah'a olan güveni sayesinde mümin, kadere tam olarak iman eder ve evrendeki her olayın ve canlı cansız tüm varlıkların Allah'ın kontrolünde olduğunu bilir. Bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilir:

"Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip- şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Hadid Suresi, 22-23)
Sabırlıdır

Allah'a tam bir teslimiyet içinde olan mümin sabırlıdır. Fakat bu sabır, günlük hayatta pek çok insanın şahit olduğu tavırlardan çok daha farklı, çok üstün ve kapsamlı bir ahlak özelliğidir. Kuran'da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar güzel olan herşeyde kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince devam etmeyi gerektirir.
Şeytanın Kışkırtmalarından Korunur

Allah'a güvenen, kendisini O'na teslim eden, O'na tevekkül eden kimse, nefsinin ve şeytanın kışkırtmalarından da korunmuş olur. Kuran'da bu sır, "Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur" (Nahl Suresi, 99) hükmü ile haber verilmektedir.

Haksızlığa Uğradığını Düşünüp Öfkeye Kapılmaz

Allah'a güvenen mümin asla haksızlığa uğradığını düşünmez. Allah'ın her zaman için en adil kararı vermiş olduğuna tam bir güven duyar. "Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır." (Nisa Suresi, 124) ayetinde bildirildiği gibi, Allah'ın hiçbir davranışı karşılıksız bırakmayacağına ve Allah'ın adaletine güvenir.

Yalnızca Allah'tan Korkar

Hiç kimse Allah dilemedikçe bir başkasına zarar veremez. Hiç kimse Allah'ın izni dışında bir başkasını öldüremez; canı alan ancak Allah'tır. Bu nedenle Allah'ın dışında herhangi bir varlıktan korkmanın anlamı yoktur. Allah'a tevekkül eden bir mümin de yalnızca Allah'tan korkar. Kuran'da bu gerçek sık sık hatırlatılır:

"Şüphesiz "gizli toplantıların fısıldaşmaları" (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde müminler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. " (Mücadele Suresi, 10)

SONUÇ

Allah, insanları hayatları boyunca kaderlerinde belirlediği birçok olayla dener. Bu olaylara tevekkül edenler, Allah'ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanırlar. Tevekkülsüz davrananlar ise, hem dünyada sıkıntı, huzursuzluk ve mutsuzluk yaşarlar, hem de ahirette sonsuz bir azapla karşılık görürler. Tevekkülün insan için hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç ve kolaylık olduğu çok açık bir gerçektir. Allah, tevekkülle ilgili sırları müminlere vererek onların üzerinden zorlukları almış ve onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.

PEYGAMBERİMİZ (SAV) DEN GÜZEL ÖRNEKLER

Herhangi bir zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan bir mümin, her şeyi yaratanın Allah olduğunu düşünür, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim olduğunu zikreder. Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle müminler Peygamber Efendimiz (sav)'in tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim olduklarını zikretmelidir.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle bildirilmektedir:

"... ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı…" (Tevbe Suresi, 40)

Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı her şeyde bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:

"Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:

"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 499)

"... Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar." (a.g.e. s. 314)

ALLAH HERŞEYİ HAYIRLA YARATANDIR

İnsanın yaşadığı her an, karşılaştığı tüm olaylar, hayır ve güzellikle yaratılmıştır. Mümini diğer insanlardan ayıran en önemli farklardan biri ise, onun bu gerçeğin farkında olması, bu nedenle Allah’a teslim olması ve daima huzurlu yaşamasıdır. İnsanların bir kısmı, başlarına gelen zorlukları üzüntüyle karşılar, bunlardan dolayı sıkıntı duyar ve bu nedenle sürekli olarak karamsar bir bakış açısı içinde yaşarlar. Allah’ın büyüklüğünü ve üstünlüğünü takdir edemez, kendisini, tüm varlıkları ve karşılaştığı her detayı Rabbimiz’in yaratmış olduğu gerçeğini tam anlamıyla kavrayamazlar. İşte bu kavrayış eksikliği yüzünden, olaylarda yaratılmış olan hayırlı yönlerin farkında olmazlar.

Oysa insanın yaşadığı her an hoşnut olabilmesi, her olayda hayır olduğuna iman etmesi ve her an Allah’a şükredici bir tavır içinde olması çok kolaydır. Allah’ın yüceliğini takdir etmek ve O’na kalpten teslim olmak, insana bu üstünlüğü kazandırır. İnsan, Allah’ın üstün gücü ve sonsuz aklı karşısında son derece aciz bir varlıktır. Bu nedenle sürekli olarak Allah’ın kendisini korumasına ve kendisine nimet vermesine muhtaçtır. Aklı ve anlayışı, ancak Allah’ın kendisine öğrettiği kadarını kavramaya yeterlidir. Bu gerçek karşısında Allah’ın sonsuz ve üstün aklına ve sonsuz hikmetlerle dolu yaratışına teslim olmak insan için büyük bir ihtiyaçtır. İnsan, karşılaştığı olayların yalnızca tek bir yönünü görüp her şeyi buna göre değerlendirirken, Allah onu sayısız hikmetler ve sonuçlarla yaratmıştır. İnsanın belki de hayatında yaşadığı en büyük zorluk, karşısına hiç beklemediği en güzel sonuçları çıkaracaktır. Allah ayetinde bu gerçeği insanlara şöyle bildirir:

... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

İnsan, karşılaştığı bir zorluktan dolayı ümitsizliğe düşerken, bir süre sonra onun kendisine getirebileceği kazançların farkında bile değildir. Oysa bu zorluk, büyük bir hikmetle yaratılmıştır ve kişi bununla denenmektedir. Her şeyi Allah’ın yarattığına ve mutlaka hayırlı sonuçlarla karşılaşacağına iman etmeyenler büyük kayıptadırlar. Ancak bir zorluğun mutlaka hayırla sonuçlanacağına kesin olarak iman eden ve Allah’a kalpten tevekkül edenler, bu imtihandan kazançlı çıkacaklardır.

Bu gerçeğe iman etmek aynı zamanda insana, hayatın her anına şükredebilmeyi bilen üstün bir ahlak da kazandıracaktır. İmanlı yaşamanın güzelliğini ve rahatlığını sürekli olarak yaşayacak, gördüğü her görüntüye, yaşadığı her olaya hayır gözüyle bakacak ve dünyada ve ahirette sevinç ve nimet içinde olacaktır. İnsanın dünyada ve ahirette güzel bir hayat ile yaşaması, Yüce Allah’ın gücüne, ilmine ve hakimiyetine olan imanı ve güveni ile mümkün olabilir. Allah bir ayette şöyle buyurur:

"Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 3)

Her şeyin mutlaka hayırla yaratıldığına olan iman, insanın yaşadığı zorluklara tahammülle karşılık vermesini değil, kalpten gelen güzel bir teslimiyetle teslim olmasını ve her olaya güzel bir sabırla sabretmesini sağlarken, aynı zamanda ona sürekli bu dünyanın sadece bir imtihan yerinden ibaret olduğunu da hatırlatır. Bu şekilde insan, sürekli olarak ahiret beklentisi içinde olur, nefsi mutmain ve dengelidir. Din ahlakından uzak, inkar içindeki insanlar ise sürekli aksilik beklentisi ve sorun arayışı içindedirler. Bu yüzden hem dünyada hem de ahirette sıkıntı ve azap dolu bir hayat sürerler.



Bütün bunların yanı sıra “hayır gözüyle bakmak”, olayları görmezlikten gelmek, umursamamak ya da aşırı iyimser davranmak demek değildir. Tam tersine, mümin karşılaştığı olaylarda elinden gelen tüm tedbirleri almakla, her yolu denemekle yükümlüdür. Tüm tedbirleri almasının ardından ise karşılaştığı sonuca teslim olması gerekir. Çünkü her iş, Allah’ın dilediği şekilde ve mutlaka hayırla sonuçlanacaktır.



Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107)

TESLİMİYET EKSİKLİĞİNİN İNSANA GETİRDİĞİ YIKIM

İman eden insanla, tam iman etmemiş bir insan arasındaki en büyük fark teslimiyettir. Bu farkı belirleyen özellikler şunlardır:

Tam teslim olmayan bir kişi kendisini besleyenin, büyütenin, sahip olduklarını verenin Yüce Allah olduğunu kavrayamamıştır. Yanlış bir zanna kapılarak çevresindeki insanların ve olayların onu sahip olduğu duruma getirdiğini sanmaktadır.

Teslimiyetsiz bir kişi için hayat bir karmaşadır. Kendisi de dahil olmak üzere, etrafındaki herşeyin tesadüfler sonucunda işlediğini sanır. Bu durumda hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ve huzur duyamaz. Çünkü her an başına bir şey gelebilir, onu üzecek olaylar olabilir.

İman etmenin kalbe verdiği huzurdan yoksun olan kişi, zamanının önemli bir bölümünü gelecekle ilgili endişeler duyarak geçirir. Sağlığını yitirmesi, işten atılması, çevresinde bulunan bir insanın yaşamını yitirmesi gibi henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimali olan yüzlerce, hatta binlerce konuyu düşünerek, hayatının kötü olacağı kaygısını taşır. Her biri için ayrı ayrı endişelenmek durumunda kaldığı için kişi, karamsar, gelecek korkusu taşıyan, psikolojik saplantılar sahibi biri haline gelir.

Karamsar ruh hali, teslimiyetsiz kişinin fiziksel görüntüsüne de yansıyarak olduğundan daha yaşlı, sağlıksız bir bedene, mat ve donuk bakışlara sahip olmasına neden olur. Ayrıca tüm bu sebepleri bağımsız ve kontrolsüz zannettiği için farkında olmadan yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinerek Yüce Allah’a şirk koşar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Şirk ise Yüce Allah’ın asla affetmeyeceği çok büyük bir günahtır. (Nisa Suresi, 48)

Başlarına gelen olayların Allah'tan olduğunu düşünmeyen bu kişiler, karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendilerinin çözeceklerini sanarak müthiş bir sıkıntıya girerler. Oysaki her ne yaparlarsa yapsınlar, Allah dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmeleri mümkün olmaz. Çözüm bulduklarında, bu da yine ancak Allah'ın emri ile gerçekleşir. Bu nedenle teslimiyetli bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içinde yapar. Yüce Allah’a güvenmeyen, O’nu dost edinememiş, kaderini kendisinin çizdiği (Allah’ı tenzih ederiz) yanılgısına kapılan bu insanlar, aslında teslim olamamanın getirdiği karanlık ruh hali ile cehennem ortamının benzerini çok değer verdikleri dünyada yaşamaya başlarlar. Onların bu yanlış zanları ve direnmeleri nedeniyle hem dünyayı hem de ahireti kaybettikleri bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:



“İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.”(Hac Suresi, 11)

ALLAH’A TESLİM OLMANIN GETİRDİĞİ MUTLULUK

... Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (Ahzap Suresi, 33)

... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

İman edenler Allah’ın her şeyi hayırla ve bir ilim üzere yarattığını bilerek, olayların kaderde yaratılmış ve bitmiş olduğunun şuurunda olmanın getirdiği huzur ve teslimiyette olurlar. İşte müminleri diğer insanlardan ayıran bu bakış açısı olayları ‘BATINİ’ yani “dış görünüşüyle değil, gizli hayır ve hikmetleriyle” değerlendirmelerini sağlar. Örneğin BATINİ bakış açısında olan bir mümin, iki kişinin karşılıklı konuşmasını izlerken onlara müstakil kişilik vermez; onları Allah’ın tecellisi olarak değerlendirir. İşte bu noktada önemli bir detay vardır ki derin düşünen mümin bu insanlar konuşurken, meydana gelen her konuşmayı yaratanın Allah olduğunu bilir. İki kişi konuşuyor gibi gözükse bile ağızlarından çıkan her kelime kaderlerinde Allah’ın dilemesiyle yazılmış ve konuşulmuştur. www.gercegibilmek.com Allah her şeyi yaratanın Kendisi olduğunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir:

Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

Müslüman tek mutlak varlığın Allah olduğunu dolayısıyla Allah’ın her yerde olduğunu sürekli düşünür. Bakışlardan bakanın, seslerden duyulanın Allah’ın tecellileri olduğunu bilir. Bu ‘GERÇEĞİ’ sürekli tefekkür ederek Allah’a derinliğini, yakınlığını, samimiyetini çok artırır. Allah’ın can vermesiyle yoktan ‘VAR’ olduğunu bilen müminin hayatında Allah’ı unuttuğu bir an dahi olmaz. Yaşadığı anı değerlendirirken ‘Acaba Allah imtihan olarak ne yaratıyor? Nasıl tavır gösterirsem Allah’ın rızasına en uygun davranış olur?’ diye düşünür. İşte bu bilinç Müslümanın Allah rızası için sürekli salih amellerde bulunmasına vesile olur. Allah bir ayetinde, salih amellerde bulunanları cennetiyle mükafatlandıracağını şöyle bildirmektedir:

(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 25)
 

Browse